Ekonomik Yapı

1950’li yıllardan itibaren Türkiye’nin hızlı bir toplumsal değişme sürecine girmesi, toplumsal yapı ve kurumlarıyla birlikte tüm sosyal yapıyı etkilemiştir. 1950’li yıllar modernleşme çabalarının hızlandığı, sanayileşmenin ve kentleşmenin toplumsal, siyasal ve kültürel değişmeleri beraberinde getirdiği yıllardır. Tüm bu değişimler Türk aile yapısının yeniden yorumlanmasını gerekli kılmıştır.

Genel anlamda “çalışma” bireylerin yaşamlarını idame ettirebilmek için ücretli ya da ücretsiz uğraşlarının tümüne verilen addır.

Kırsal ailede en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tüm hane halkı aynı işi yapmaktadır. Bu durum aynı ekonomiyi paylaşmayı, dolayısıyla geniş aileyi getirmektedir. Kırsal ailede çocuklarda  baba mesleğinin devam etme oranı daha yüksektir. Kentsel aile sanayi, ticaret ve hizmet sektörü gibi alanlarla geçimini sağlamaktadır. Kent ailesinin kazancı, kırsal aileye oranla fazladır. Kır ve kent arasındaki ücret farklılığı işsizlerin kentsel alanda birikmelerine neden olmaktadır.

TÜİK 2016 verilerine göre; 2016 yılı itibariyle yaklaşık 27 milyon kişilik istihdamın yüzde 20’sine yakını tarım sektörü tarafından sağlanmaktadır. Ancak sektörün GSYİH (gayri safi yurt içi hasıla) içindeki payının yüzde 8 seviyesinin altına düşmesi tarım sektöründe hem ortalama gelirin düşük olmasına hem de yoksulluğun yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan ise sanayi sektörünün istihdam kapasitesinde yeterli gelişme gerçekleşmediği, toplam istihdam içinde hizmet sektörünün ağırlığının giderek arttığı göze çarpmaktadır. Özellikle 1998 yılından sonra izlenen yapısal dönüşüm programlarıyla hızlanan tarımsal yapıdaki çözülme sürecinde, tarımsal istihdamdaki azalma ve nüfus artışıyla birlikte artan iş gücü arzı, hizmet sektörü tarafından emilmiştir.

2004 yılında kentlerin yoksulluk oranı yaklaşık yüzde 13 iken bu oran kırsalda yüzde 35 civarındadır. Ancak kentlerde yaşayan nüfusun yüzde 68 civarında olduğu düşünüldüğünde kent yoksullarının sayısı, oransal olarak daha fazladır.